Araba ile Türkiye Turu

Araba ile Türkiye Turu Nasıl Yapılır?

Hikaye ve Macera tadında anlatmaya çalıştığım Fiat Punto gibi küçük bir araba ile Türkiye Turu nasıl ekonomik ve ucuz olur.  İşte beni gezgin yapan yazım.

Genel de sorarlar;

“- O kadar yol gidip, yer geziyorsun. Bu nasıl bir gezmektir. Koşturmaca ile tatil mi olur” ? diye..
Bu yazımda aslında gözüktüğü gibi olmadığını, nasıl keyifli ve eğlence dolu olduğu da anlatmış olacağım. Kültür turlarına çıkmış olanlar bilir. Günde en fazla bölgede üç veya dört yere giderler. Günü doğru yerlerde, doğru zamanlamalarla kimseyi sıkmadan gezdirirler. Bendeki mantıkta bu aslında.



 

Fiat Punto ile yollarda

Tatil anlayışınız gezmekten ziyade otelde yatmak olabilir. Benim anlatmak istediğim tatil de dinlenmekten çok, kültür turizmi tadında gezmek. Bunu dinlenmek için değil, aksine bedenen yorucu, zihnen çok rahatlatıcı olduğunu düşünmemdir.

araba ile türkiye turu

Çok okuyan mı, Çok gezen mi?

İşin komik tarafı “ÇOK GEZEN Mİ , ÇOK OKUYAN MI BİLİR” sözünün GEZEN taraftarı olarak yazıyorum. Çok okuyan biri değil, çok gözlemleyen biriyimdir.

Biliyorum ki; bir çok kişinin içinde, doğayı keşfetmek uğruna gezme dürtüsü vardır. İnsanın bilemediği zorluklarla karşılaşma kaygısı, bu gezme dürtüsünün önüne geçer ve sürekli ertelenir.
Bu şekilde araba ile Türkiye turu ne kadar basit ve ucuz olduğunu görmeniz için bunu amatör bir seyahatnameye çevirdim.


Baş üstüne Atam!! Artvin Atatepe

Araba ile Türkiye Turu için otomobilinizde yapmanız gerekenler neler?

Ben bu gezilerimde arabamı mini minnak bir karavana çeviriyorum. Nasıl mı? Yaptığım tek şey iki kişi olduğumuz için arka koltukları söküp evin bodrumuna atıp, bodrumdaki seyahat malzemeleri arabanın bagajına atmak.
Bu malzemeler neler mi? Bir yatak odası takımı (iki şişme yatak dar olandan) evden kendi yastığım ve çarşafım. Bir salon takımı, (iki katlanır sandalye yatar vaziyette olandan ve bir plaj şemsiyesi.) Ve olmaz sa olmaz su ısıtmak için 12 volt araç kathle.


Malum çay önemli..
Sonra arabamı evim yapıp kaplumbağa misali düş yollara. Sadece yakıt ve yiyecek masraflarıyla biraz survivor, biraz da varoş varii tarzda yollar yetmez olur.
Aracım aslında demirden çadıra dönüyor. Dağda, denizde, ormanda çadır da kamp kurmaktan daha konforlu ve güvenli olur. Çadırı her yere kuramazsınız. Arabayı istediğiniz yere park eder ve kilitleyebilirsiniz.

Fiat Punto aracım ile Türkiye Manzaraları için tıklayınız. 

Araba ile Türkiye Turu ile tüm bölgeleri gezdim.


Defalarca Marmara, Karadeniz, Ege, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi turu. İzmit Körfezi’nden başlayıp tüm Ege ve Akdeniz sahilleri koy koy gezerek Alanya’ya kadar. Hem tersten hem de düzden. Bu tecrübeyle Bu yılda İç Anadolu dan başlayıp Akdeniz’e indik.

Ani Harabeleri Kars

Geçen hafta çıktığımız bu yolculukta 2540 Km lik 7 gece 8 gün sürdü. Başıma neler gelmiş, nereleri görmüş, kimlerle tanışmışım.

Hadi başlayalım.


Çıktığım Bu turun başladığı tarih belli, bittiği tarih kısmet şekliyle çıkıyoruz yollara..

Cumartesi günü arka koltukları Furkan’la beraber söküp, gezi malzemelerini arabaya yükleyip depoyu da fulledik. Pazar sabahı 3 gibi İzmit’ten otobana girdik. Bir solukta güneşe karşı Kırıkkale’de eşimin yaptığı böreklerle termostaki çayımızla kahvaltımızı ağaç altı bir dinlenme tesisinde yaptık. Furkan ve benim tarzımızdaki iki zıt müzik listesinden seçme parçalarla başlangıç olan Nevşehir’e ulaştığımızda saat 12 olmuştu. Facebook’tan tesadüfen bulduğum, 22 sene önce en son gördüğüm asker arkadaşım Gökhan Doğru ile 620 km lik yolculuk sonunda buluştuk. Tüm misafirperverliği ile Nevşehir’e has yöresel yemeklerle ağırladı. Bize Nevşehir’i ve güzel atlar diyarı olarak bilinen Kapadokya da nerelere muhakkak gitmemiz gerektiğini söyledi. Nevşehir’in içinde bulunan ve Türkiye’nin en büyük kiliselerinden olan Meryemana Kilise’sini gezdik. 1849’da yapılmış bu kilise uzun süre Nevşehir’de cezaevi olarak kullanılmış. Akşamda biraz Nevşehir çarşısında dolaştık.
Neyse.. madem akşam oldu arabada nasıl kaldığıma gelelim.

Herkezin merak ettiği, arabayı nasıl mini minnak bir karavana çevirdiğim.

– “Yaa ne olacak yatır koltuğu yat gitsin” evet sabahta bel ve boyun tutulsun.
Şu şekilde oluyor; Arka koltukları sökmüştük zaten. Ön koltukları da öne yatırdığınızda demirden çadır oluyor. Yatakları şişirip (mini araç kompresörü ile) kendi yastığınız ve çarşafınız ile rahat bir uyku çekebilirsiniz. Valiz almıyoruz. Küçük çanta ve sırt çantası şart. Eşyalar arka koltuk ayak boşluklarına. Katlanır sandalye ve plaj şemsiyeleri bagaj çukuruna koyuyoruz. Boşluklar bu şekilde doldurulunca üzerine şişme yatak gayet düz bir şekilde konabiliyor. Ütülü kıyafetler arka kapı tutamaçlara asılabilir.
5 yıldır test edildi onaylandı.

Gece Arabada Yatmak :

Aracımın camları 2 numara filmli olduğu için gece hiç bir şekilde içerisi görünmez. 4 camıda hava sıcaklık durumuna göre 3 parmak açıyorum. Ev gibi olmasa da 1.78 boyundaki oğlum bile tam uzanarak yatabiliyor. Aslında yatmadan önce arabada multimedya teybte daha önceden seçtiğimiz filmlerden birini izleriz. Ama gece çıktığımız ilk günkü yol yorgunluğu ile gece 1 gibi uyumayı tercih ettik. Çünkü yarın sabah Kapadokya‘yı kapsamlı gezmeye başlayacaktık. Hiçbir zaman arabada sabah geç saatlere kadar yatamazsınız. Aracı park ederken, güneşin doğuşunu hesap ederek park ederim. Yani aracımı güneş doğduğunda gölgede kalacak gibi konumlandırırım. Türkiye’nin her yerinde hayat 7.30 – 8 gibi başlıyor ve uyanma vakti gelmiş demektir. Dağ, kır, bayır değilse kaldığımız yer, çevremizde park, bahçe, kafe, cami, benzin istasyonu gibi su ve lavabo her zaman bulabiliriz. Yinede Aracımda her zaman 5 lt. su bulundururum. Sabah kahvaltıyı en kötü marketten aldığımız bisküvi, kraker, meyve suyu ile yaparız. Genelde gittiğimiz yerlerde çay bahçesi, pastahane, fırın ve çıtır simit bulmak zor olmadığından kahvaltının tadını çıkarmayı tercih ederiz.

Araba ile Türkiye Turu sayesinden doğaçlama gezebilirsiniz

Burada en güzeli kahvaltıyı yaptıktan sonra o an için gezeceğiniz çok yerin olduğunu bilmek ama nereden başlayacağınızı bilmemektir. Bu bazı insanları strese sokabilir. Ama benim için gerçek özgürlüktür. Belirsizlik insana rastgele anı yaşama fırsatı verir.

İç Anadolu Akdeniz Rotası

İç Anadolu Akdeniz Rotası




Kahvaltıyı yaptıktan sonra oğlum kendi play listesinden yabancı rock, rap müzikleriyle başlarız mecburen. Uykumuzu da açmıyor değil hani.

Göreme ve Uçhisar Kalesi;

Sabah ilk olarak 10 km yakında ki Göreme bölgesine ulaştık. Bizi karşılayan ilk Uçhisar kalesi oldu. Hafif rampa aşağı sağa doğru virajı dönünce tüm heybetiyle karşımıza dikildi. En üstündeki Türk Bayrağı’nın dalgalanışı ilk olarak dikkatimizi çekti. Arabamızı park edip. Uçhisar Kalesine meydandaki hediyelik satan dükkanların arasından geçtik. Türk olmanın avantajıyla hiçbir esnaf laf atmadan kalenin girişine kadar geldik. Oyma taşların üzerine kayıp düşme olmasın diye, metal kontrüksiyondan merdiven yapmışlar. Kalenin doğallığını bozmak adına herkesin rahatlığıyla çıkabilir hale getirmişler.

uçhisar-kalesi-kapadokya

Kalenin aşağıdan heybetli görüntüsü daha aklımızdan çıkmadan, üzerine çıkınca aşağıdaki peri bacalı vadilerinin görüntüsü görsel ziyafeti ortaya koydu. Bu ziyafet ilk gördüğüm içim tadı damağımda kalmış olabilir tabi ki.. Kaleden indikten sonra çevreyi biraz gezdik ve çok zaman kaybetmeden Furkan’ın sabırsızlıkla beklediği atv turlarının yapıldığı Göreme meydanına geldik.

Yaklaşık 1 saat sürecek olan atv turlarının saati 75 tl’den sıkı bir pazarlıkla motor başına 50 tl ye anlaştık. İyi bir pazarlıkçı olduğum için değil, bölgede turist azlığından günü kurtarmak için fiyat düştüklerinden aslında. Amaç atv turlarıyla Göreme’deki vadilere inip peri bacalarının atmosferini solumak. Çünkü vadiler çok ve geniş alanlara sahip. Ya atlarla yada atv motorlarla gezilebilir ancak.

Araba ile Türkiye turu

Atv turlarıyla Çavuşin köyüne kadar Kılıçlar Vadisi’ni gezdik. İnsan kendisini vadinin içinde başka gezegende hissediyor gerçekten. Doğa olayları tarihle birleşince böyle mitolojik görüntüler çıkıyor ortaya. 1 saat nasıl geçti anlamadık bile. Atv motorlarının heyecanına ortam atmosferi eklenince etkilenmemek elde değil. Geri döndüğümüzde anladık karnımızın acıktığını. Göreme meydanında dere kenarında ağaç altı küçük masalara oturduk. Ev yemekleri yapan küçük bir kafe restorana yemeğimizi yedik. Sonuçta geziyor, öğreniyor ve acıkıyorduk. Günün kısmi yorgunluğunu atmak için çay içebileceğimiz güzel ama salaş bir yerde oturarak, kalede ve vadide çektiğimiz fotoğraflara bakıyor ve sosyal medyada gezdiğimiz, gördüğümüz yerleri paylaşıyorduk. Bende böyle paylaşımlarda gördüğüm yerleri not ederek Türkiye‘yi geziyor, kimseye de
– “Aman iyi ki bir yere gitmiş facbooktan hava atıyor” demiyorum.
Yabancılar ülkemizi bizden daha çok geziyorlar.


Neyse; Göreme’de akşamüstü olunca biraz daha ilerledik ve karşımıza çömlek atölyeleri çıktı. Güneşin altından köhne ve karanlık atölyeden içeri kafamızı soktuk. İlk bakışta toprak kokan çamura bulanmış çömlek ustaları karşıladı. Bu nasıl bir meslek derken çamuru nasıl şekillendirdiklerini görünce ustalıkları karşısında saygıyla eğilmek kaldı. Arabamıza binip Nevşehir’e dönmek istedik biraz ilerden dönelim derken dar sokaklarda küçücük yerde kaybolduk. Kendimizi Atv turlarıyla gezdiğimiz Kılıçlar Vadisi’nde bulduk. Biri arabayla vadiye inmeyin çıkamazsınız dedi. Nasıl bir yere geldik merakıyla inmiş olduk zaten. Biz iki kafadar biraz daha ilerleyebildiğimiz kadar ilerledik. Puntoteam otomobil derneğimizin sitesinde paylaşmak için arabamızla beraber fotolar çektik. Ve geldiğimiz yoldan bir şekilde yavaş yavaş geri döndük.

Araba ile Türkiye turu ‘nda Kaymaklı Yeraltı Şehrindeyiz;

Duyduğumuza göre bölgenin en büyük yeraltı şehirlerinden biri ise Kaymaklı yeraltı şehriymiş. Yaklaşık 40 km kadar yol alıp yer altı şehrine gittik. Müze Kartımızın da o gün son günü olduğundan 50 tl ye yenileyip yeraltı dünyasına indik. (2019 Müze kart fiyatı Yıllık 70 Tl.) Ne mi oldu? Her meraklının başına gelen şey oldu. Kaybolduk. Milattan önce 3000 yıllarına Hititlere kadar dayanan bu yeraltı şehirlerin ilk dört katı ziyarete açılmış.

kaymaklı-yeralıt-şehri-gezi

Mavi ve kırmızı oklarla kaybolmamak adına yönlendirilme yapılmasına rağmen ok göremediğimiz bir oda da burası nereye çıkıyor derken başka bir yere geçtik. İki büklüm dar bir tünelden geçince geri çıkması daha da zor oldu. ‘Soğuk odalarda terledim haaaa.” Başka grupların seslerini takip ederek çıkışı bulduk tabii. Bu yeraltı şehri toplamda 8 katlı olup bir zamanlar aynı anda 1000′ lerce insanın yaşadığına inanmak çok zor.
Yine akşamı ettik vallah. Gece Nevşehir Forum Kapadokya’ya geldik ve köyden indim şehire misali asortik avm de akşam yemeğimizi yedik. Bowling salonunu görünce Furkan’a var mısın? dedim. Gülümseyerek
“- Sen biliyor musun?” dedi.
“- Hayır sen öğretirsin!” dedim. İlk defa oynamama rağmen 2 strack yapmışım. Ama iki kat sayı farkla yenilmem ile sonuçlandı. Eeee bizim zamanımızda misket vardı. Gazoz kapakları vardı. Normal.
Kapadokya’nın ilk gününü bu şekilde tamamlamış olduk. Asker arkadaşım aradı ve Avanos’a gideceğimizi söyledi. Gece buluşup onların arabasıyla Avanos’a geçtik. (Malum bizim mini karavan araba iki kişilik )

Avanos ve Sallanan Köprüsü;

Avanos‘a gece gittik ama oldukça renkli ve hareketliydi. Meydandaki 4 yönlü çeşmesi ve dondurma almadan geçemeyeceğiniz Kızılırmak’ın üzerine kurulu 173 metre uzunluğundaki sallanan köprüsü ile hayranlık uyandırdı.

avanos-sallanan-köprü kapadokya

Yarın ola hayrola deyip karavan görünümlü aracımıza döndük. Sabah erken kalkıp 4. 30 gibi Göreme’den gün doğuşuyla balonların kalkışını seyretmekti niyet, ama uyku yorgunlukla ezilince kalkamadık tabi o saatte. Eee bugün ki programımızda atlar diyarı Kapadokya’da Aşıklar Vadisi’ni at sırtında gezmek var. Mini kahvaltıdan sonra Göreme’ye gelip yine iyi bir pazarlıkla rehber eşliğinde at üstünde Aşıklar Vadisi’ne geldik. Peri bacalarının tarih boyunca çeşitli şekillerde işlenmesi sonucu oluşmuş. Aşıklar vadisi denmesenin nedeni farklı şekillerinden ismini almış olması. (internetten veya paylaştığım fotolardan bakalabilirsiniz). Bölgede nereye baksanız benzer ama etkileyici güzelliklerle karşılaşıyorsunuz. Doyumsuz bir yer. Rehperimiz uzakta sisler altında silueti gözüken dağı sordum.
– “ERCİYES” dedi. Nasıl yani dedim buradan gözüküyor mu? Tabi ki Kayseri buraya 70 km. Erciyes ise 3914 metre dedi. Programımda Erciyes’te vardı tabi ki.
– “Bekle beni” dedim içimden geliyorum.
At turu bitince bölgeyi yürüyerek gezerken uzak doğulu bir grup çıktı karşımıza. Yüz yüze kalınca gayri ihtiyarı
– “Welcome” dedim.
Çok ingilizcem varmış gibi. Onlarda ellerini birleştirip eğilerek cevap verdiler. Topu topu bildiğim 3-5 ingilizce cümleden ikincisinde tüketerek
– “Where are you come from” dedim.
Kendi dillerinde ülkelerini adını söylediler. Onu da anlamadım. Dedim bu muhabbet fazla uzayıp daha da rezil olmadan birlikte bir selfi çekelim istedik. Allah’tan Furkan devreye girdi ve selfi çekmek istediğimizi söyledi. Gülümseyerek selfi çektik. O sıra rehberleri geldi. Ve zaten o grupta çok iyi ingilizce konuşamıyormuş.

İngilizce bilmeyen bir Türk ve bir uzakdoğulu ingilizce konuşarak anlaşmaya kalkışırsa diye fıkra konusu oluyorduk.

Kayseri ve Erciyes’e geçtik;

Kapadokya bölgesinde daha çok yer var gezilecek ama belli başlı yerlerin tadına vardıktan sonra Göreme’den gördüğüm Erciyes Dağ’ı aklıma girmişti bir kere…
Kayseri’ye doğru yola çıkarken Ürgüp’üde atlmak olmazdı. Ürgüp’e de girip biraz dolaştık. Ve 50 dk sonra Kayseri’ye ulaştık. Erciyes her km’de daha da yüceleşti. Yaklaştıkça büyüyordu. Eee dile kolay 3900 mt. Orda piknik yapıcam demiştim iş yerindeki arkadaşlarıma. Dağa çıkmadan önce marketten pikniklik domates, biber, salatalık, peynir ekmek gibi yiyecekleri alarak vurduk dağ yoluna. Aracımdaki navigasyondan rakım görebiliyorum. Kayseri şehir merkezi rakım olarak zaten 1100 metrelerde 2200 metreye gelince Hacılar Kayak Merkezi‘ne ulaştık. Arabayla bu kadar çıkılabiliyor zaten. Piknik alanları oluşturmuşlar. Nevalimizi serdik .



kayseri-erciyes-dağı-telefe

Zaten çok açtık. Ne var ne yok iki delikanlı sildik süpürdük. Öncedan Araba kethle ile kaynattığım suyu Kayseri‘ye gelirken termosa koymuştum. Üzerine de kahvemizi içince bakalım dedik, nereye kadar çıkılıyor teleferikle. Komik bir ücret karşılığı teleferik ile tahmini 2800 metrelere kadar çıktık ve puslar altındaki Kayseri’ yi hayal meyal görüyorduk. En yüksek Karadeniz Trabzon’daki Garester Yaylası 2300 metreye çıkmıştım. Erciyes 2800 metrede..Oksijenin azlığını ve soğuk esen rüzgarın yanı sıra güneşin teni yaktığı da hissediliyor. Temiz havası da cabası..
Çokta duramadık. Bu seferde dağdan indim şehire olsun dedik ve Kayseri merkeze indik. Önce arabayla geniş cadde, bulvar ve meydanlarında turladık. Caddeler düzenli, geniş ve tertemizdi. Kayseri Yöresel yemeklerinin tadına baktık tabi kii. Cadde ve sokaklarında dolaşırken gece 10 dan sonra Kayseri’de bir çok yer kapanıyor. Biz de sinemaya gidelim dedik ve Furkan’ın ve benim çok sevdiğimiz Transformers filmine gittik. Günün yorgunluğunu yarı yatar vaziyetteki sinema koltuklarında atarken, macera ve bilim kurgu dolu filmin tadını çıkardık. Gezmek, tozmak güzelde, sabahları erken kalkmak ve günün yorgunluğu insanın uykusunu getiriyor. Kayseri şehir merkezi rakım 1100 metrelerde olduğu için ağustos bile olsa gece sıcaklıkları 20 dereceye kadar düşüyor. Mini minnak
karavanımızın yatak odasını hazırladık ve uyku moduna geçtik.

Evet yine sabah ola hayrola….

Araba ile Türkiye Turu ; Niğde yolcusu kalmasın!

Bu sefer uyanmamız 9.30’u buldu Erciyes bizi iyi yormuş. Gece de serin olunca uyumuşuz. Evet sıradaki ilimiz Akdeniz’e ineceğimiz için Niğde.. 130 km. Yakın zaten.. bir buçuk saate vardık Niğde’ye. Küçük, eski şehir tadlarını barındıran sevimli bir yer. Genelde bilmediğim bir şehre gittiğimde hemen taksi durağına yanaşır, şehir de gidilecek yerleri onlardan öğrenirim. Merkezde bir taksi durağına gelerek …

– “Selamun aleyküm” dedim. plakadan zaten yabancı olduğumuzu anlamış adres soracağımı tahmin etmişlerdi.

– “Ve aleyküm selem” diyen 3 taksiciden 50 yaşlarındaki boyalı saçları omuzlarına kadar inen halk ozanı tavrındaki taksici
– “buyrun” dedi.

-“Biz oğlumla çıktık yollara il il geziyoruz. Niğde’de nereye gidilir, ne yenir ne içilir” dedik.
-“Sen bakma buranın küçük bir yer olduğuna ben size bir çay söyleyeyim anlatayım” dedi. ‘Ohh” dedim miiss daha ne isterim. Anadolu insanınn misafirperverliği, güler yüzlülüğü ikram edilen bir çayla bulmuşum. Uzun uzadıya sohpet ettik ve bize şehrin içindeki kaleyi, şehidimiz Ömer Halisdemir‘in anıtını ve Niğde Tava ‘sı ile Niğde gazozunu yürüyerek hepsine ulaşabileceğimizi söyledi. Aç ayı oynamaz deyip tarif edilin Niğde tava ustasını bulup eşsiz lezzetin tadına Niğde Gazozu ile baktık. Bizim buradaki tas kebabına benziyor ama yapılış tarzıyla lezzeti çok farklıydı. Niğde Kalesine doğru yürümeye başladık. Zaten şehrin içinden 30-40 merdiven çıkınca kalenin içine yapılmış park ve çay bahçelerini gördük. Sol tarafta kalenin burçlarına doğru ilerledik ve Nevşehir’i yukarıdan seyrettik.


niğde saat-kulesi

Bir tarafta eski çarşı ve evleri arkamızda Niğde Adana otoyolu ve modern kooperatif evleri.. Sıcakta çokta duramadık kalede.

Yine merkezde olan valilik önündeki darbe girişimine en büyük darbeyi vuran Ömer Halisdemir‘in anıtına ulaştık. Dualarımızı da eksik etmedik.

Araba ile Türkiye Turu Gülek Boğazı maceramız;

Biraz dolaştıktan sonra gitmeyi çok istediğim ve merak ettiğim Gülek Boğazı‘ndaki Gülek Kelesi‘ne doğru yol aldık. 2 saat yolculuktan sonra Tarsus yakınlarında otoyoldan çıkıp, Gülek Boğazı tarafına döndük. Navigosyon bizi bir yere keder yönlendirdi. Sonra köylülere sorduk. Gülek Kalasi’ne çıkacağız nereden gitmemiz lazım dedim. Emmi önce arabamıza sonra bize baktı. Evladım şu yoldan gidicen ama dikkat et dedi. Baştan anlayamadım. Bizde beğenmediği neydi. 5-6 km sonra yarı asfalt yarı mıcır yol bitince. Beğenmediği arabamız olduğunu anladım. Yol çok ama çok kötü toprak bu yolda anca arazi arabaları giderdi. Çok sevdiğim bir söz vardır. “Gittiği kadar, gitmediği kader” ben biraz değiştirdim ama olsun cuk oturdu. Zaten çok dar olan bu dağ yolunun bir tekeri çukurlu bir tekeri çukursuza denk getirmeye çalışarak hafif arabanın altını da sürterek zor da olsa ulaştık. Kale Osmanlı zamanında Akdeniz‘den gelecek düşmanların gözlenmesi ve savunması için Torosların çatısı olarak bilinen Gülek Boğazı‘nın zirvesine yapılmış. Boğaza ve bölgeye o kadar hakim bir noktadaki etkilenmemek elde değil. Aslında beni buraya çeken boğazın üzerine uzanan bir kayada insanların fotoğraflarını internette görmemdi. Kalenin boğaz tarafına geçtiğimizde zaten gençler kayanın üzerindeydi.

gülek-kayası, gülek geçidi

Rakım 1600 metre. Aslında kaya resimlerde göründüğü gibi boğazın tam üzerinde değil. Çekim açısına göre altından otoyol geçiyormuş gibi gözüküyor. Kayanın 10 metre kadar altında başka kayalıklarda var. Düşerseniz yüzlerce metre değil 10 metre kadar düşülür. Sonuç farklı olmaz tabi ki. Bu şuna benzer. Denizde yüzerken derinlik ha 3 metre ha 30 metre boyu geçiyorsa ve yüzme biliyorsanız derinlik fark etmez. Ayakta durabiliyor ve yere basa biliyorsak sorun yok demektir. Orada Furkan’la maceracı ruhumuzla birlikte fotoğraf çekildik. Face te paylaştık. Çok tepkili yorumlar aldık. Ben daha önce binlerce metreden yamaç paraşütü, deniz alıtına tüplü dalış, ve bir çok tehlikeli yerlerde rafting ve benzeri atraksyonlar yapmışım. İlk defa ayaklarım yere basarak bir kayanın üzerinde duruyorum sadece. Ne deliliğim kaldı, nede manyaklığım. Anlayamadım açıkçası daha önce yaptıklarımın yanında en basit ve tehlikesizi buydu. Neyse oturduk biraz vadinin ve manzaranın güzelliğinin tadını çıkardık. Asıl tehlikeli olan şimdi başlıyordu. Arazi araçlarıyla çıkılabilecek yollardan aşağıya inecektik. ‘Ya allah ya bismillih” deyip, tek güvenlik önlemi olan emniyet kemerimizi takıp marşa bastık. Çok yavaş yavaş, aşağıya kaya kaya, toz duman içinde korka korka inmeyi başardık.


Doğaçlama gezimizde Mersin Tarsus’a geldik

Yine akşam olmuştu ve Tarsus’a az bir yolumuz kalmıştı. Tarsus’a inerken rakım gitgide düşüyor sıcaklık 34-35 derecelere yükseliyordu. İç Anadolu’nun kuru ve normal havasından Akdeniz‘in sıcak ve nemli havasına ilerlediğimizi aracın dış sıcaklık göstergesinden anlıyorduk. Klima’nın rahatlığını sürerken Tarsus’a geldik ve akşam yemeği için bir avm nin otoparkına parkettik. Furkan kapıyı açıp aşağıya indi ve hemen geri binip kapıyı kapattı. Yürü yürü gidiyoruz dedi. Dışarısı alev gibi yanıyordu daha saat akşam 8 di. Buranın normali bu Ağustos ayındayız. Yapacak bir şey yok. Burada yaşayan insanlar var. Hemen inip avm ye girdik. Yemeğimizi yedik. Tarsus Şelaleleri biraz daha serindir deyip şelalelere geldik. Her tarafta çay bahçeleri insanlar sıcaktan kendilerini buralara atmışlar çaresiz. Ortamı beğenmedim. Çöpler ve koku her tarafı sarmıştı. Biraz daha dolaşıp dedik Mersin‘e gidelim sahil biraz daha iyidir umuduyla.. Gece Mersin şehir içi de arabayla dolaşıp etrafı seyrettik. İnsanlar genelde dışarılarda. Sahil kesimi kilometrelerce park ve sosyal alan. Saat gece 12 olmasına rağmen sıcaktan binlerce kişi vardı. Hiç esmiyor nem tavan yapmıştı ki durduğumuz yerde terliyorduk. Sıcaklık 30 derece idi. Sahilde 1-2 saat dolaştık ve gece burada arabada kalınamayacağına karar verdik. Bu bölgede cennet cehennem mağaralarını merak ediyordum. Gerçi mağaralara gidenlerde Ağustos ayında aşırı nemden inilmemesi için uyarıyorlardı. Arabamıza doğru ilerlerken birden AMBULANSBÜS gözüktü. Bu ismi ben taktım tabi ki.. km.lerce Mersin sahilinde ambulanslar sahil boyunca yavaşça ilerleyip sıcaktan bunalmış tansiyonu çıkmış insanların el etmeleriyle duruyor. Tansiyon vs. gibi ayakta tedaviler gerçekleştiriyordu. İlk defa böyle bir şey görüyordum ve 10 dk’ da bir ambulans geçiyordu. Buradan kaçma vaktinin geldiğini anladım. Ağustos ayı ve Mersin. Yorgun da olsam yönümüzü batıya çevirip her zaman görmek istediğim Kız Kalesine doğru yol aldık. Kız Kalesine geldiğimizde yine herkes dışarıda saat gece 2 gibiydi. Eğlence merkezleri açık, insanlar Kız kalesi karşısındaki plajda denize giriyorlardı. Serinlemek adına ben yarım saat de olsa gece çok sığ olan denize girdim. Yorgunluğumu denize bıraktım. Sıcağa ve neme rağmen biraz uyuduktan sonra yola devam..

Araba ile Türkiye Turu ‘nda Alanya’ya ulaştık

Serin de Silifke ve Anamur‘un muz bahçeleri ve keskin virajları aşarak Alanya’ya kadar hızlı bir geçiş yaptık. Küçük bir kahvaltı ardından Alanya kale manzaralı uzun rüzgarlı plajına şemsiyemizi ve yatar vaziyette geçebilen katlanır sandalyemizi kurduk. Ve gecenin yol yorgunluğunu plajda esen rüzgarın altında öğleye kadar uyuyarak geçirdik. Öğleden sonra kendimize geldiğimizde rüzgarla serinledik denizin tadını çıkarmaya başladık. Gece Alanya çok güzel olur bilirim. Yemeğimizi yedikten sonra marinaya doğru uzun bir yürüyüş yaptık.

kleopatra plajı antalya

Alanya Kalesi‘nin ışıklandırılması eşsiz görüntüsü altında çayımızı içtik. Akdeniz‘in o iyot kokusu burnumuzdan ciğerlerimize her çektiğimizde içimize huzur doluyordu. Marinada gece gezi teknelerinin turlarına katılarak kalenin etrafında müzikli eğlenceli bir gezi yaptık. Bol rüzgar alan Sahilin karşısına park ettiğimiz aracımızda uyku moduna geçtik. İnanın bedenen yoruluyoruz. İçimizdeki mecera ruhu ile de aldığımız keyif müthiş. Sabah poğaça simit çayın ardından. Atv turlarıyla Dim Çayı programını yoğunluktan dolayı öğleden sonra ya ayarlaya bildik. Ama öğleye kader yine rüzgarıyla serinlediğimiz denizin keyfini çıkarmaya devam. Ev yemekleri yapan küçük bir lokantada öğlen yemeğini yedikten sonra Dimçayı ve çevresinde Atv motorlarıyla yaklaşık 3 saatlik tura çıktık. Dim Çayı üzerine kurulmuş dinlenme tesislerinde mola vererek buz gibi Dim Çayında yüzme imkanımız da oldu. Atv ile dönüş yoluna geçtiğimizde engebeli arazide oldukça eğlenceli dakikalar geçirdik. Tühhh.. döndüğümüzde yine akşam olmuştu ve artık yola devam dı.

Antalya Konyaaltı ve Aydının köylerinden yaşlı çift;

Antalya‘ya doğru 2 saatlik bir yol alarak vardık. Her zaman park ettiğim yere arabamızı park ettim. Genelde Antalya’da Konyaaltı‘na gelirim. Deniz, kum, güneş için. Bir şeyler yedik ve yattık. Sabah ege şiveli ihtiyar karı kocanın tartışmaları uykumun arasına girdi. Dedim ne oluyor. Herhalde buraya artık pazar kuruluyor. Domates biberden bahsediyorlar. Sabah daha 6.30 Ayıldım kendime geldim. Kapıyı açınca beni gördüler ve sustular.
” – Ah evladım siz arabada mı yatıyordunuz”. Kusura kalmayın bizde melemen yapıyorduk. Küçük eski bir minibüs ile Aydın‘dan gelip gece yanıma park etmişler. Sahil güvenlikte görev yapan oğullarını ziyarete gelip piknik tüpte melemen yapmışlar. Oğulları çok severmiş. Yanında çay da vardı. Tabi bize de ikram ettiler. O sırada oğulları olduğu iddia edilen Levent geldi. Şalvarı çarığı, şivesiyle oğullarını bekleyin yaşlı çiftin yanına, saçlar yanlar üç numara üstler 15 cm. Ve ikiye katlanıp üstten topuzlu küpeli bir delikanlı görünce şaşırdım. Yadırgadığımdan değil.. beklentimin farklı olduğundan. Neysee.. kum, deniz, güneş. bize bekler. Konyaaltı plajına her zamanki yerimize geçtik.

Yanımızda getirdiğimiz Şemsiye ve şezlonglarımızı serdik. Akdeniz’in tadını çıkarmaya devam… Tüm gün deniz yaptık. Gece gezdik tozduk. Sabah ola hayrola.. şimdi diyeceksiniz Alanya ve Antalya’da başka bir yer yok mu? diye sorabilirsiniz. Bu bölgeyi daha önce çok gezdiğim için bu sefer denizi tercih ettik.

Türkiye’nin Maldivleri Burdur Salda Gölü ;

Ama şimdi daha önce hiç gitmediğim ve çok merak ettiğim Burdur Salda Gölü‘ne yolculuk. Antalya‘dan yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculukla gidebiliyoruz. Ama önce geçen sene aracın arızalanması sonucu Antalya sanayide tanıştığım macera tutkunu Mustafa Kutlu arkadaşıma sürpriz yapmak var. Kepez deki sanayi ye gidip dükhanını buldum ama kendisi yokmuş. Belinden rahatsızmış. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletip yola devam ettik. İki saatlik Burdur istikametine doğru Torosları aştık. İşte karşımızda büyüleyici Salda Gölü.



Saldaz gölü gezilecek yerler

Türkiye‘nin Maldiv’leri ünvanıyla isim yapmış bu yer. Bembeyaz kumsallarıyla, magnezyum zengini tatlı ve pırıl pırıl suyuyla insanı etkiliyor. Yine kurduk şemsiyemizi şezlonglarımızı 1200 rakımlı gölün bembeyaz kumları üzerine. Burasını herhangi bir su, deniz kenarı olarak görmemek lazım. Havası, doğası, ortamı çok farklı ve huzur verici. İlginç bir şey daha ortam çok sessiz kalabalığa rağmen ortamın akustiğinden midir nedir ortam çok sessiz ve huzur verici. Magnezyum zengini çamur kıvamındaki kumu ile de çamur banyosu yapanda çoktu. Çevrede sadece kampçılar, çadır altında kafeler vardı. Anladığım kadarıyla sit alanı ve yapılaşmaya açık değil ve inşallah ta böyle kalır. Gölde gece yıldızları seyrederek uyuduk. Sabah beş buçuk saatlik bir yolculukla Burdur, Afyon, Kütahya, Bilecik ve Sakarya üzerinden kürkçü dükkanına döndük.

Araba ile Türkiye turu ;

Bu senede böyle geçti.. Şimdi diyeceksiniz eee iyi güzel gezmişsin.. amacım aslında farklı bir tatil tarzı anlayışını ortaya koymak. Ben ve 15 yaşındaki oğlum iki erkek olarak bu tür gezmek gayet mümkün. Herkesin hayalinde vardır. “Bir gün binicem arabaya Türkiye‘yi il il gezicem” bu düşünüldüğü kader zor olmadığıdır.

 

Araba ile Türkiye Turu ne kadar ucuz olabilir? (2017)

Şimdi sizde
-“Para var gezmek var” diyeceksiniz.

“-Para var huzur var, 8 gün boyunca o kadar gezmeyi herkes yapamaz” da diyebilirsiniz. İşin aslı öyle değil. Toplamda 2540 km. Yol yaptık. Yakıt masrafı. 560 tl. Yemek içmek iki kişi bizim gibi lüks peşinde olmayan biri için 500 tl. Milli park gibi yerlerde oto park 35 tl. Ve Müze Kart şart. Biz atraksyon sevdiğimiz için atv ve at turları gibi 300 tl ekstra masraf yaptık. Tercih meselesi.
Araçta 12 volt su ısıtıcı ile çay kahve yapabiliyoruz. Plajlarda ücretli olan Plaj şemsiye ve katlanır şezlong  yanımızda. Plajlarda duş zaten ücretsiz var.

Şimdi soracaksınız belki; küçük arabayla ne uğraşıyorsun minibüs tarzı bir araçla daha rahat edersin diye. Yılda 15 gün tatil için araç değiştirmek mantıklı gelmiyor. Emekliliğime daha 10 sene var. Emekli olduktan sonra daha büyük bir minibüs tarzı bir aracı kendim karavana çevireceğim. Ve ülkemi köşe bucak daha geniş zaman ayırarak dolaşmayı düşünüyorum.
Eşim arabayla uzun yolculuklar yapamadığı için. Onunla ayrı gidiyoruz. Oğlumda büyüdüğü için son 5 yıldır bu şekilde geziyoruz.



Sonuç olarak; Hayatta her şey mümkün. Az imkanlarla çok şeyler yapılabilir. İstemekten ziyade harekete geçmek önemli olan. Zaman çok hızlı geçiyor. Yetişemesekte, boşta geçirmeyelim..

Hayat görüşünü tasvip etmesem de dünya hayatı için bir sözü hoşuma gider Neyzen Tevfik’in. “Hayat çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de bitecek, içmesen de. Hayatı doyasıya yaşa. Yaşasan da bitecek, yaşamasan da.”

Yazan ; Nihat Namuk

 

Gezgin Nihat; Araba ile Türkiye Turu

İlginizi Çekebilir

0 Yorum

Yorum Yap

TANITIM

Kategoriler